Tuesday, 24 September 2013

Bedava Tatil

Hem ucuz hem konforlu bir seyahat geçirmek istemez misiniz? O zaman doğru yerdesiniz.



1) Ulaşım

Siz : Alo tatlım naber?
Arkadaş : İyilik ne olsun.
Siz : Ben de iyiyim. 
bin
bon
bun
Siz : Ay yaz tatili programın belli mi?
Ark : Yok bilmiyorum henüz.
Siz : Marmaris'e gidelim mi ya? 
Ark : Olabilir...
Siz : Ay çok güzel olur be canım... Deniz güneş... Sizin arabayla gideriz rahat rahat...
Ark : Hı hı...

İşte bu kadar!

2) Kalacak Yer

Siz : Alo tatlım naber?
Ark 2: İyilik valla nolsun...
Siz : İyilik. Ya ne oldu biliyor musun Ark 1 çok ısrar etti. Bu yaz Marmaris'e geliyoruz. 
Ark 2: Aaa ne güzel
Siz : Evet onlar otelde kalacaklar ama ben Ark 2 beni bırakmaz, ayıp olur, onun yazlığında kalırım dedim. . Ay kız çok özlemiştim ne güzel olacak...
Ark 2: Hı hı...

3) Yeme İçme

Siz: Ayyyy Amannn Amaaan ne yapacağım ben? Cüzdanım gitmiş...
Ark : AAAA!
Siz: Vah vah tüh tüh...
.
.
.
Ark : Ben sana biraz para vereyim sonra hallederiz. 
Siz : Çok iyi olur valla... Talihsizliğe bak...
.
.
.
Siz: Oh yemek çok güzeldi!
Ark: Afiyet olsun... 
Siz: Aaaa napıyorsun? Hesaplar benden
Ark: Kızım olur mu paran yok zaten...
Siz: A ha ha... Evet utandım... Haklısın... Döndükten sonra her şey benden olacak ama, anlaştık mı?
Ark : Tamam tamam. Merak etme
.
.
.
Siz: Ayyyy bu bikini ne güzelmiş... Ama param da yok şimdi. Neyse boşver ihtiyacım yok...
Ark : Yav alsana... Ben veririm. Ödeşiriz sonra...
Siz : Yok valla olmaz
Ark: Aaa bozuluyorum bak. Lütfen çok beğendin, al...
Siz... Hım peki...

Evet böylelikle arkadaşınızın size verdiği paradan bir kuruş harcamamış olursunuz...

4) Borçlardan Kurtulma 

Bu konuda iki seçeneğiniz var. Ya arkadaşlarınıza her şey için teşekkür eden bir mektup yazabilirsiniz ya da kavga çıkartabilirsiniz. Özellikle karşı cinsle çıkılan tatillerde olay yapmacık bir aşk meşk ilişkisine dönüştürülerek kolayca halledilebilir. 

Sevgili : Canım seni çok seviyorum
Siz : Ay nereden çıktı bu ya... Yapışma bana
Sevgili : Neler oluyor sana...
Siz : Bir şey olduğu yok... Ay valla bıktım...
Sevgili: ...

Evet özet bir kavga oldu ama bundan sonra sevgiliniz sizden para istemeyecektir. İstese bile başka tartışmalarla konuyu dağıtabilirsiniz. Sonra da pes eder zaten...

Başka bir örnek daha verelin: 

Ark : Tatlım neden öyle suratın?
Siz : Nasıl?
Ark : Bilmem gülmüyorsun...
Siz: Ya sen evli barklı kadınsın benim hoşlandığım adamı neden kesiyorsun?
Ark : Ne diyorsun yahu?
Siz : Anladın sen ne dediğimi
Ark: ......

Ve hop bu da böyle biter...

Seneye yeni arkadaşlar edinerek bu döngüyü devam ettirebilirsiniz. Bu konuda deneyim kazandıkça göreceksiniz ki daha uzak yerlere uçakla gidip hiç para harcamamak bile mümkün... Ama bütün sırlarımı veremem...

Evett iiyi tatiller!


Thursday, 12 September 2013

Hayatla Barışmak




Bu sabah gördüğüm rüyanın etkisiyle 6:20'de ağlayarak uyandım. Rüya o kadar gerçek, içimdeki üzüntü o kadar derindi ki bir müddet gözyaşlarımı durduramadım. Artık akşama kadar bu durumu üstümden atamam diye düşündüm. Gece Kadıköy'de ne olmuş diye twitter'a girdim. Sonra "Bugün sabahtan öldü" diye yazdım. Cümleye baktım. Ölenin "gün" mü "insan" mı olduğu belli değil...

Birkaç senedir aynı şey oluyor. Unutuyorum. Sonra kabuslar ve rüyalar görmeye başlıyorum. Kendimi iyi hissetmiyorum.

Bedenim hatırlıyor çünkü.

Anneannemin ölüm yıl dönümü.

Tam da liseyi bitireceğim seneye kadar bana ikinci bir anne olduğundan anneannem benim çocukluğum. Her sene bu dönemlerde kendime onun ve o zamanki benim gözlerinden bakıyorum. Ölümle barışmaya çalışıyorum. Hayatla barışmaya çalışıyorum. Ölümle barışmak için hayatla barışmak gerekiyor önce ya, o kadar da iyi beceremiyorum bu işi.

Geçen bir çizgi roman dükkanına girdim. Sahibi bana bir kitap önerdi. Daytripper. Ölüm ilanı yazan bir adam hakkında. Kitabın en başında, tam da benim yaşımda ölüyor. Aslına bakarsanız bu karakter hayatının bütün önemli anlarından sonra ölüp ölüp duruyor. Çünkü bazen "yaşadığımızı kanıtlamak için ölmek gerekiyor" ve ancak "öleceğimizi kabul ettikten sonra gerçek anlamda yaşamaya başlayabiliyoruz".



Yaşamak...

"Ben özgürüm, geziyorum, hiçbir şeyi iplemiyorum" havalarında dolanırken aslında kaybetme ve üzülme korkusundan kendimi 10 yerimden kelepçelemiş olduğumu fark etmem 2013 senesine denk gelir ancak. Gezi eylemlerini özgürce yaşamak için yapmıyor muyuz? Peki ya kendimize koyduğumuz kısıtlamalar? Sizi bilmem de benim kendime verdiğim cevap hiç hoşuma gitmedi. Öyle olunca birkaç zincir kırdım. Kaybettim, üzüldüm ama özgürleştim. Ölürken elimizde kalacak olan bir avuç "an" değil mi? Ve bu "anların" peşinde ne kadar koşarsak yaşam da o kadar anlam kazanmıyor mı?

Hayatta "mutlu kazalar" da oluyor. Her şey o kadar trajik değil. Ve bazen bir iki gözyaşı yaşanmamışlığa bin basıyor, bazen de kaybolup gidiyor. Hayatla barışmak için düşüşlerle barışmak gerekiyor.

Gerekiyor da...

Garip bir dönemden geçiyorum anneanne. Herkes mutsuz. Kimi büyük problemlerini yiyip yutuyor, kimi küçük sorunlarını kusuyor. Kimseyi mutlu edemiyorum, kimseye ulaşamıyorum. Onlar da durup bana bakmıyorlar. Öğlen yemeğine 1 saat karar veremeyen insan nasıl 2 günde başka bir ülkeye, başka bir hayata başlamaya ikna olur diye sorgulamıyorlar. Cevabını bulsalar da bana söyleseler. "Sil baştan"ın bana verdiği heyecanın yanında, bu yaşta, bu kadar radikal kararları alıyor olmak beni ürkütüyor. Kaybedecek hiçbir şeyim yok. Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Daha doğrusu amaçladığım aitsizlik gerçekten istediğim şey miymiş emin olamıyorum. Özgürlük sevgiyi yiyor mu anneanne? Halbuki ben çok insanı seviyorum...

2012'de iki kere kış yaşamıştım. Bu sene 2 kere yaz yaşayacağım... Ve şu an içime çökmüş olan hüznün yanında daha önce hiçbir yere giderken hissetmediğim bir umut içindeyim. Bu sefer yolumu bulacakmışım gibi geliyor. Belki de zamana karşı savaşı kaybetmeye başladığımı hissettiğimden bulamama şıkkını düşünmek istemiyorum.

Bilemiyorum... Halen bir gün öleceğimi kabullenmeyi beceremedim sanırım... Yaşamayı becerebilecek miyim?