Tuesday, 8 April 2014

Muskat'ta 2 Gün

Uzun zamandır gezi yazısı yazmıyorum. Gezmediğimden değil, biraz ülkede bu kadar olay olurken yazmaya utandığımdan, biraz içimden gelmediğinden. Gündemle karışık depresyon belirtisi... Ancak bana yazmak kadar iyi gelen bir şey yok. Belki birkaç kişinin de işine yarar diyerek yanımda oturmakta olan mükemmel görünüşlü 2 İtalyan aile, Filipinli dadı ve bağıran çocuklara kulaklarımı kapatarak başlıyorum...

İlk Umman’la tanışışım, yıl 1999. Oha 15 yıl olmuş. Lise son. Tüm kızların gönlünü çalan İrlandalı bir biyoloji hocamız var. Türkiye’ye gelmeden önce Umman’da çalıştığından bahsediyor, ben Amman anlıyorum (İngilizcesi Oman ama bakın çok benziyor). "Anaa ben de orada büyüdüm" diye atlıyorum ve rezil oluyorum. Umman minik ve gizemli bir Suudi Arabistan gözümde. Hocamız ekliyor "Siz Amerika’daki çocuklardan daha çok çalışıyorsunuz, Umman’daki çocuklar da sizden daha fazla çalışıyorlar. Açıklaması çok basit. Bir şeyleri delerek kurtulmaya ihtiyaç duyma ya da duymama."

Konuya giremedim. Neyse işte, baktım uçakla 45 dakikada mesafede yaşıyorum, aldım hafta sonu için biletimi.  Ve maceralar başladı. 1 riyal 2 avroymuş, neden söylemediniz!!11! Bir de Sultan Bey Hazretleri tüm butik otel, hostel tarzı yerlerin lisanlarını iptal etmiş ikinci bir emre kadar. İnternetten bakıyorum hiçbir yere rezervasyon yapılmıyor. Sonra mail atmaya başladım da öğrendim. Seçenekleriniz 5 yıldızlı gecesi 150 dolardan başlayan oteller ya da karafatmalı 80 dolardan başlayan oteller.... Pek iç açıcı değil. Sonuç olarak bu hostellerden birinin sahibinin minik ikinci bir mekanı daha varmış. Kaçak çalıştıyormuş. Ben de orada bir oda tuttum. Yine ucuz değildi hiç. Çok tatlı bir adam ve çok temiz bir yer ama şehre de çok uzaktı. Araba kiralamak isteyenlere veya temiz bir mutfakta yemek yapıp tasarruf etme fikrinde olanlara tavsiye edebilirim. Bana yazarsınız, bilgilerini buradan paylaşmayayım. Ha bir de 5 riyal fazla vermiştim, sanırım onu bahşiş sandı... Halbuki ben kuruşlarımı sayıyorum... Evet halen konuya giremedik... Pek mümkün olmayacak gibi.

Muskat çok geniş bir alana yayılmış durumda. Arada tepeler var. Gerçekten çok ilginç bir coğrayfa. Eski şehrin eski evleri dışında şehir villalardan ve iş merkezindeki 10 katlı binalardan oluşuyor.  Gökdelen yasakmış ve bu benim için iyi bir değişiklik oldu. Erkekler beyaz entari üstüne Omani takkesi, kadınlar genelde çarşaf giyiyor. Siz de kapalı giyinin. Kapalı derken, pantolon üstüne kısa kollu yeterli. Omuzlar, dekolte ve bacakların olabildiğince fazla bir kısmı gözükmese daha iyi olur. Gerçi nadir olarak (yabancılar ve turistler dışında) tek başına kadın görüyorsunuz. Genelde ailecek sokaktalar ya da gözükmüyorlar. Özellikle eski şehrin ara sokaklarında dolanırken bir mekana kadın olmadan hayat katılamadığına bir kez daha karar verdim. O evlerin kapılarına oturmuş ya da balkondan birbirine bağıran kadınlar olsaydı sokakta daha çok çocuk kahkahası olurdu. 




Muskat'ta Ne Göreceğiz? 

Muskatın yakınlarındaki vadiler çok güzelmiş ancak ben sadece şehirden bahsedeceğim.  Eski şehir dedikleri yer Sultan Bey’in sarayından ve müzelerden oluşuyor. Her tepede bir kale var ama gezilmiyor.  Dışından bakıyoruz. Bir de planeterium yapmışlar ortaya, zuzaylu çıkacakmış gibi... Valla eski şehirde uyusam korkardım. Sahilden biraz ilerleyince liman bölgesine ulaşılıyor, burası aynı zamanda Mutrah Souq’un (kapalı çarşı) bulunduğu yer. Alışveriş açısından bizim için o kadar ilginç değil ancak o hengame ve tütsülerin tüm duyu organlarınızı darma dağın edişi görmeye değer. Bir arkadaşım "En çok aklımda kokular kaldı ama sen Dubai’den alışıksındır" demişti, değilmişim. Dubai’de de tütsü kültürü olduğunu biliyorum da gökdelenlerin arasında hangi coğrafyada olduğumuzu unutmuş biçimde yaşıyoruz. Liman tarafında arka sokaklarda dolanmak keyifli çok.  Aynı zamanda çok ucuza karnınızı doyurup manyak güzel meyve suları içebiliyorsunuz. Hayatımdaki en güzel muzu bu ülkede yedim. Bir de mango suyunu abartmış olabilirim.




Sonra Qurum denen bir bölge var. Burada turistleri değil de bu ülkeye taşınmış yabancılara rastlamanız mümkün. Royal Opera House, kafeler, 5 yaldızlı oteller de daha cok bu tarafta. Ama bana böyle tarif edildiğinde cıvıl cıvıl sokaklar hayal etmiştim. Hiç öyle bir şey yok. Kumsal yanında 10 mekan falan var yan yana, onun dışındakiler birbirinden uzak ve kimse yürümüyor. Yürürken bana garip garip baktı insanlar. Neyse kumsal gerçekten çok güzel. Ama denize giren çok az kişi vardı, onlar da mayo giymiyorlardı. Denize girecekseniz tesettürle hanımlar. Ya da kimsenin olmadığı plajlara gidin. Aslında benim gibi yalnız yolculuk edenlerin girmemesini tavsiye ederim, dikkat çekmek rahatsızlık verebilir? Neden mi? Az sonra!!!



Sonra cami var. Sultanımızın büyük camisi. Biraz olaylı oradaki maceram. O da az sonraaa... Abu Dhabi’de bunu döven cami yapılmış durumda, en büyük birinci halı orada. Ama gitmişken girin, görün.

Ve Maceralarım


Uçaktan inip terminale girdik, 2 adam avazları çıktığı kadar bağırıyor “Dubai’ye dönüş soldan, Dubai’ye dönüş soldan”. Ben de salak salak bakıyorum. “Yani eninde sonda ben de döneceğim ama biraz erken değil mi?” şeklinde düşünceler geçiyor kafamda. Uçak doluydu, toplam 20 kişi falan Muskat’a girdi, geri kalanı soldan koşa koşa devam etti. Bunlar Dubai vizesi yenilemek için giriş çıkış yapan kitle. Ve onlar için özel sistem kurulmuş. Garip garip işler. Vizeyi Türk vatandaşları kapıdan alabiliyor, o civardaki ülkelerde oturma izniniz varsa çok daha ucuz...

Neyse elbette memlekete bereket getirdim benden bekleneceği üzere... Şimşekler, sular seller ve bu durumdan son derece mutlu olan halk... Souq’u spor ayakkabılarım tamamen ıslanmış bir şekilde her adımında şapırk şupurk sesler çıkararak gezdim. Erkekler ve kadınlar entarilerini kaldırmış suların içinde normal hayatlarına devam ediyorlardı. Yalnız sahildeki kalabalık dağılmayınca kafalarına yıldırım düşecek ölecekler diye biraz korktum. Ölmediler.



Benim kaldığım ve gizli olan sadece 3 odalı B&B var ya, hangi taksiye binsem ve o villanın köşesindeki yeri söylesem, "Aaa Alman’ın yerine mi?" diyorlar Buna bayağı güldüm. Taksi şöförleri turist kazıklıyorlarsa da anlaşmalı şekilde kazıklıyorlar. Hepsi aynı fiyatı söyledi. Taksimetre diye bir olay yok ama, o yüzden binerken sorun. Bir tanesi bana sen söyle dedi sadece, onla pazarlık yaptım, o kadar. Hepsi çok yardımsever. Giderken bana rehberlik yapıp ülkelerini anlattılar. Taksi olayı yıldızlı pekiyi. Ama ucuz değil. Minik minik alanlar var birbirinden çok uzak, biraz da o yüzden.

Yemek konusu hayal kırıklığı. Umman mutfağı diye bir şey var mı şüpheliyim.  Size özel odalı ve çok kap servis yapan yerler varmış. Ben gitmedim. Sokakta kebap, falafel ve Hint yemeği bulunuyor daha çok. Garip ve inanılmaz acı bir şey yedim. Onun dışında burger ve İtalyan yemekleri de şehrin ciks kısımlarını sarmış durumda.

Cami meselesine gelince, Cuma dışında sabah 11’e kadar gezebiliyorsunuz. Ben tesettürlü dolanıyordum zaten havanı sıcaklığına göre: Pantolan, tişört, boynuma eşarp. Yanıma uzun kollu bir şey almayı unutmuşum ama şallarım vardı. Hem başımı örttüm, hem sarımdım. Çarşaflı gibiydim bildiğiniz. Tam içeri gireceğim beni durdurdular. Üstündekini aç dediler. “Tövbe günah değil mi?” dedim. Yok şaka. Yemedi. İçimdekinin kısa kollu olduğunu görünce sokmadılar içeri. Kıyafet de vermiyorlar, ya satın almanız gerekiyor ya da karaborsadan kiralıyorsunuz. Tam bir para tuzağı gibi geldi ve birden inanılmaz bunaldım. Caminin etrafında yürüyüp serin bir köşeye oturdum uzun süre. Resmen hayat çöktü üstüme, her yerden gelen baskılardan ve saçmalıklardan çok bunaldığımı hissettim. Patlama noktasına gelmişim.  Bu bambaşka bir yazı konusu ama. Neyse sonuç olarak camiye girmedim. Yanlış anlaşılmak istemem, dini mekanlara saygım sonsuz, çarşaf versinler giyerim. Suriye'de hep öyle girdim camilere. Ancak bundan para kazanmak da ne?

Tek başına yapılan seyahatlerde biraz da deliyseniz sanırım ve kendinize dinliyorsanız bu tip anlar pek çok oluyor. Günlük hayatınızda fark etmediğiniz sorunlarla yüzleşiyorsunuz. Sabah erken bir uçakla Muskat’a gelmiştim mesela. Odama yerleşince yarım saat uyudum. O uykuyla uyanıklık arasında bir an kafamda ne çok gürültü olduğunu fark ettim. Düşünceler resmen ses çıkarıyorlardı. Manyakça gelebilir ama öyle. Bütün endişelerim bıdı bıdı bıdı bana bir şeyler anlatıyordu. Bunu fark etmemle şalteri kapattım ve rahatladım.

Evet biraz da heyecanlı şeyler vakti.... Bana dediler ki Umman çok güvenli. Gerçekten de öyle. Ne de olsa başınıza bir şey gelse adamların kol, kafa kesilir. "Erkekler  kadınlarla konuşmuyorlar, kimse seni rahatsız etmez ama halkla da muhabbete giremiyorsun bu yüzden" diye de uyardılar. Hiç öyle bir şey olmadı. Muhabbete de girdim, rahatsız da edildim. Hatta bu kadar tek başıma gezdim, ilk defa 2 kez uzun süre takip edildim. Hele bir tanesinin 1 saat falan görmedikten sonra oturduğum bahçede belirmesi ufak çaplı bir "Yuh devenin nalı" hissi yaratti. Ama başıma bir şey geleceğine dair en ufak bir korkum olmadı. Sadece yolumu falan değiştirmekten sıkıldım. Öyle yani hanımlar, korkmadan gidin ama bunlara da hazırlıklı olun. Herkesin dediği kadar ak akçe bir yer değil ve kesinlikle dikkat çekmeyin.


Özet

video

Eveet uzun uzun yazdım. Muskat’ın tüm ülkenin en çirkin yeri olduğuna da inandığımdan, kesinlikle görülesi yer Umman. Toplu taşıma diye bir kavram yok ve pahalı, o yüzden turları sevmesem de ya tura katılın ya da araba kiralayıp iyi bir plan yapın derim. Çok paranız varsa başka mesele.

Dubai'ye geri dönüş için uçağa bindiğimde çok karışık düşünceler içerisindeydim. 
Bu coğrafyada yaşamaktan çok sıkıldığımı düşündüm. Yanımdaki adamın (sanırım uçak korkusuna bağlı) balgam sesi çıkarması da yardım etmedi.
Bu hafta sonunun bana çok iyi geldi geldiğini düşündüm. Yolculuk meditasyon gibi bir şey.
Muskat'ı sevdiğimi düşündüm. Bu devirde Arap masalına girmek gibi bir şey.
Dubai’ye inince de eve gelmişim gibi rahatladım.

 Baktım kafam çok karışık, düşünmeyi bıraktım.

Gideceklere iyi yolculuklar!